At Nalı Yengeçlerinin Az Bilinen Hüzünlü Hikayesi

Bağışıklık sistemi olmadığı halde "yaşayan fosil" sayılabilecek kadar uzun süredir yer yüzünde olan at nalı yengeçleri, hiçbir şeyden çekmedi insandan çektiği kadar.

Bu ilginç canlıların en eski örneklerinden birinden öğrendik ki; 2008 yılında Kanada'nın Manitoba eyaletinde bulunan 445 Milyon yıl öncesine ait fosilin yapısıyla, günümüzde yaşamını sürdüren at nalı yengecinin yapısı neredeyse aynıdır. Bu nedenle bu canlı türüne ''Yaşayan Fosil'' de denmektedir. Bir robota, dünya dışı bir canlıya, bir oyuncağa benzeyen bu hayvanlar, çiftleşmelerini sadece dolunayın ve yeni ayın sebep olduğu medcezir süreci boyunca yaparlar. Ayrıca Kuzey Amerika'da görülen bir tür olan ‘’Atlantic Horseshoe Crab'’ler ilk olarak mayıs ve haziran aylarında gerçekleşen dolunaylarda üremek için kıyıya yaklaşırlar. Dişi bir at nalı yengeci, bir çiftleşme evresinde yaklaşık 88.000 yumurta üretir. Bu yumurtalar göçmen kuşların %50'sinin besin kaynağıdır.

At Nalı Yengeçlerinin Az Bilinen Hüzünlü Hikayesi

Birbirinden farklı özelliklere sahip 10 adet gözü bulunan, kabuk kısmı bir zırhı andıran ve bu zırhın altında 8 bacak ve sert bir kuyruktan başka pek bir şey barındırmayan bu canlıların adlarında geçen ‘Yengeç’ ibaresine çok takılmayın efendim. Aslında örümcekler ve diğer eklem bacaklı böceklerle aynı familyadan gelen at nalı yengeçleri (ing. Horseshoe Crab, lat. Merostomata), dinozorlardan bile önce dünya üzerinde yaşıyordu. Neredeyse yarım milyar yıldır. Üstelik o günlerde de tıpatıp bugün göründükleri haldelerdi. Peki hiçbir bağışıklık sistemi olmayan ama bunca yıldır hayatta kalmayı başarabilen at nalı yengeçleri, hiç evrim geçirmeden günümüze kadar sağ salim gelebilmeyi, üstelik sayılarında da pek azalma yaşamadan hayatlarını nesiller boyunca sürdürebilmeyi neye borçlular?

Kanlarındaki bir amebosite. Bu arada kanları, diğer hiçbir canlıda görülmeyen bir şekilde mavi renkli. Mavi bir kana sahip olmalarının sebebi, insanlarda ve tabii diğer bütün omurgalılarda kana kırmızı rengini veren hemoglobin içerisindeki demir yerine bakır temelli hemosiyanin içermesi. Ayrıca kanları aşırı yüksek tıbbi değere sahip olacak kadar rafine edilmiş amebositlere sahip. Peki bu ne demek? Bağışıklık sistemleri olmayan bu canlıların kanlarına karışan bir bakterinin etrafında hızla pıhtılaşan amebositler, o bakterinin çoğalmasına engel oluyor ve onu dakikalar içinde yok ediyor. Bu amebositler öyle güçlü ve rafine ki, 1 trilyon parçacığın içindeki 1 adet bakteriyi bile tespit edebiliyor ve insan kanında 2 günde olan pıhtılaşmayı 45 dakika içinde tamamlayabiliyor.

At Nalı Yengeçlerinin Az Bilinen Hüzünlü Hikayesi

Peki böyle bir kana sahip olan bu canlıyı keşfeden insan ne yapıyor? Bu canlıyı toplu halde yakalayıp kanını sağmaya başlıyor. Çünkü bu kan sağlık sektörü için çok değerli ve bu sebeple de pahalı. Litresi tam 15.000 dolar. Yani milyonlarca yıl boyunca (yenebilen bir eti olmadığı için) herhangi bir düşmana sahip olmayan ve bu sebeple de herhangi bir savunma mekanizması geliştirmeye ihtiyaç duymamış olan at nalı yengeci, karşısına çıkabilecek en büyük katili kendisine düşman ediniyor.

At Nalı Yengeçlerinin Az Bilinen Hüzünlü Hikayesi

Teknolojimizin hızla gelişmesiyle bu arkadaşların öz savunmaları için geliştirdikleri özellikleri kendi çıkarlarımız için kullanmaya başladığımızda at nalı yengeçleri de uzun yaşam dönemleri boyunca hiç karşılaşmadıkları bir hızla nüfus kaybetmeye başlıyorlar. 5 büyük kitlesel yok oluş geçiren, dinozorların, taş devrindeki insanların, binlerce uygarlığın yok olmasını gören at nalı yengeçleri, son yirmi yıllık süreçte kanlarını insanlığın hizmetine ve gelişimine vermeye başlıyorlar.

At Nalı Yengeçlerinin Az Bilinen Hüzünlü Hikayesi

Tabii bu gelişmeler sayesinde milyonlarca insan hayatı kurtuldu. Bu hayvanların yaşadığı kirli denizler yüz milyarlarca zehirli bakteri bulundurur. Bağışıklık sistemleri olmayan at nalı yengeçleri enfeksiyonlara karşı antikor oluşturamaz. Onun yerine kanlarına bulaşan bakteri ve virüsleri bir pıhtıyla çevreleyerek etkisiz hale getiren mucizevi bir maddeyle, yani lal’le (limulus amebocyte lysate) hayatta kalırlar. İlaç firmaları bu mavi kanı alır, tıbbi amaçla kullanılacak herhangi bir şeye mikrop bulaşıp bulaşmadığını anlamak için kullanılır. Testte tıbbi malzeme bir miktar lal'e maruz bırakılır, pıhtı oluşmadığı taktirde malzeme sterildir. Bu test, dünya üzerindeki en etkili ve kesin sonuç veren testtir. Eğer bu testi yapmamış olsaydık, şu ana kadar enfeksiyondan ölen insan sayısı şu ankinin 3-4 katı fazla olabilirdi.

Sağlık sektöründeki dev firmalar, normalde bu yengeçlerin en bol bulunduğu Endonezya hükümetinin koyduğu bir sınırlamayla bir adet at nalı yengecinden en fazla %30 kan alabilmekte ve kanını aldığı yengeci doğaya tekrar salmak durumundadır. Fakat bu %30’luk sınırlama bile çoğunlukla yeterli olmaz çünkü kanı alınıp doğal yaşam alanına tekrar salınan bir yengecin yaşama ihtimali en fazla %25’tir. Üstelik yine kanı alınan bir dişi at nalı yengeci, sağlıklı bir diğer yengece oranla tekrar üreme ve yumurtlama şansını büyük ölçüde yitirir. Sektörün hunharca harcadığı bu yengeçlerin toplam nüfusunun 4 milyon kadar olduğunu ve her yıl kanı alındığı için ölen at nalı yengeci sayısının 150 bin’i bulduğunu düşünürsek, bu muazzam hayvanların ne kadar zor durumda olduklarını anlamak çok zor olmasa gerek.

At Nalı Yengeçlerinin Az Bilinen Hüzünlü Hikayesi

Yazarın kişisel düşüncesi: İnsanlığın tüm doğal yaşam alanlarında oluşturduğu tahribat ve hemen hemen her tür canlı üzerinde oluşturduğu katletmeye dayalı egemenlik kurma planlarından nasibini alan bu -biraz- sevimli canlıların, bizim sağlığımızı koruyabilmemiz için gerekli miktarının büyük bir kısmının laboratuvar ortamında yetiştirilip (bir çeşit inek gibi) kullanılabilmesi, doğada milyonlarca yıldır özgür özgür takılan sıradan at nalı yengeçlerini kurtarabilir. Bu bir bakıma onlar adına daha olumlu bir gelişmedir. Daha iyisi de gelişmiş teknolojimizi doğada hazır bulunan bir hayvanın kanını kullanmak gibi kolaya kaçma yönünde değil, bu teknolojiyi kendi kendimize geliştirmeye çalışmak yönünde harcamamızdır. Umarım bize hiçbir zararı dokunmayan bu hayvanların kanlarını emmekten artık vazgeçeriz. Okuduğunuz için teşekkür ederim.

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Truman
Zırhlarına bakılırsa, insandan önce de büyük bir düşmanları varmış ama tabi ki insan kadar tehlikeli değilmiş.
31.Ağu
Beğen(0) Beğenme(0)
Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.