Arkham Asylum: A Serious House on Serious Earth

Volkan Levent Soylu 01.10.2016

Arkham'ın karanlık koridorlarına inerken psikoloji, sürrealizm, dehşet ve daha nice ürkütücü şeye maruz kalacağız.

Ciddi bir dünyada ciddi bir ev

Herkese “süper kahramanlığın sizi ilk cezbeden yönü nedir” diye bir soru yöneltilse, elbette birbirinden farklı cevaplar verilir. Ama kimi şeyler illa ki belli bir genellemeye oturur. “Kostüm, tip, geçmişi, başından geçen olaylar…” Liste böyle gider. Ama sebebi ne olursa olsun, süper kahramanlık olgusu bilinçaltımızda aslında tek bir noktaya hitap ediyor: Mükemmellik. Süper kahramanlar öyle ya da böyle bir şekilde mükemmelliğe erişmiş kişiler. Sembolleriyle, kostümleriyle, isimleriyle hatta şaşırtıcı bir şekilde kusurlarıyla da. Herkesin kendince bir hayat düşüncesi, değer yargısı olduğu için, doğal bir şekilde süper kahraman sevgisi ve güçle birlikte kusurlara yaklaşımı da kendince.

Her süper kahraman yenilir, dayak yer, başarısız olur ve bunu kabullenir. Hatta yeri gelir kostümü çıkarıp atar. Ama hiçbiri kafayı sıyırmaz. Psikolojik olarak çökmez. Sonsuz bir çaresizliğin içinde hapsolmaz. Çizgi roman külliyatının içinden çıkılamayacak bir evrene dönüşmesinden mütevellit, elbette istisnai örnekler yazılmıştır. Ama eminim hiçbiri Arkham Asylum kadar deliliğe, delirmeye, zayıflığa yönelik değildir.

Arkham Asylum: A Serious House on Serious Earth

Deliliğe giden yol

Gordon’un çağrısıyla Arkham’a giden Batman, mahkumların Joker liderliğinde ayaklandığını ve bazı doktorların rehin alındığını öğrenir. İlginç bir şekilde, etrafı kuşatılan mahkumların asıl derdi tımarhaneden çıkmak değildir. Tek bir talepleri vardır: Batman’in yanlarına gelmesi.

Batman içeri girip koridorlardan, salonlardan geçtikçe tımarhanenin gizli, kişiyi koşulsuz bir karanlığa içine çektiği yerlerine girer. Mahkumlarla, hastalarla karşılaşır. Hikaye ilerledikçe olayın sadece Joker’in planladığı bir şey olmadığı, diğer mahkumların da Batman’i yanlarında görmek istemelerinin bir sebebi olduğu, Joker’i ve isyanı da aşan kimi gerçekler anlaşılır. Bu sırada Arkham tımarhanesinin kurucusu Amadeus Arkham’ın geçmişini ve deliliğe doğru giden, saplantı ve dehşet dolu yolculuğunu öğreniriz. Ancak delilik Amadeus Arkham’a has bir durum değildir.

Arkham Asylum: A Serious House on Serious Earth

Psikoloji, sembolizm ve envai çeşit kafa bozukluğu

Morrison yazmadan evvel Carl Gustav Jung, Aleister Crowley, Freud’dan ve daha nice kitaptan bir sürü şey biriktirerek bunları karakterlerin ve olayların içine işlemiş. Joker’de Batman’e eşcinselliği çağrıştıran bir tür aşkla karışık düşmanlığı ve sabit bir kişilikten mahrum olması, Killer Croc’da Elephant Man’deki türde bir fiziksel bozukluk sonrası travma, Mad Hatter’da pedofili ve Alice in Wonderland göndermesi, Two Face’te gerçeklikten kopuş ile birlikte objeye anlam yükleme ve diğerlerinde sadistlik, doyumsuzluk, saplantı hali gibi bir sürü vaka görülebiliyor. Amadeus Arkham’ın yaşadıkları ve tımarhaneye olan etkisiyse, tek başına yazılmış bir korku hikayesini hak edecek kadar iyi.

En aklı başında insanı delirtmek için bir kötü gün yeter. Tek bir kötü gün.

Özellikle Joker’in (bu arada Morrison kafasında Madonna parodisi yaratarak tasarlamış kendisini) bu hikayedeki karakteristiğinin izahı beni her zaman etkilemiştir. Hikayede bahsedildiğine göre Joker çevresindeki olaylara karşı duyarlılığını tamamen yitirmiş durumda. Her gün kişiliğini yeniden yaratıyor. Bu yüzden bir gün acımasız bir katil, diğer bir gün deli, başka bir günse sinsi planlar yapan takıntılı bir hasta. Kitabı diğer Batman hikayeleri nezdinde özgün kılan yanı sadece içine sinmiş deliliği, kara büyüyü, yüksek derecede şiddeti barındırması değil. Kuralların, disiplinin ve iradenin sembolü Batman’i ilk defa bu kadar güçsüz, savunmasız, kırılgan görüyoruz. Tımarhanede ilerledikçe düşmanlarının fiziksel olmaktan ziyade psikolojik saldırısına maruz kalan Kara Şövalye, olayların kaynağına ulaşmayı başarsa da sonunda ruhsal olarak çöküyor ve deyim yerindeyse pes ediyor. Kendi zayıflığını kabul edecek bir raddeye geliyor (misal Gordon ile konuşması). Bir yandan da kostümün içindeki kişinin düşmanlarından farklı davranmadığına, hatta düşmanlarının onu kendileri gibi gördüğüne tanık oluyoruz ve bu durum Batman'in psikolojisini daha da etkiliyor. Muhtemelen Batman’i halde gördüğümüz yegâne hikaye bu.

Arkham Asylum: A Serious House on Serious Earth

Yoksa Batman, Joker kadar deli mi?

Batman’in Joker’le arasındaki dengesi(zliği)nin bu kitapta birçok seridekine göre en net şekilde ortaya çıktığının söyleyebilirim. Yukarıda da belirttiğim gibi, Batman güçlü bir karakter, kuralların adamı, düşmanlarını sürekli takip etmek zorunda olan bir irade sembolü. Joker ise kişiliği sürekli değişen, dış dünyaya kapalı, bazen kafasına estiği gibi hareket eden biri. Batman dünyaya aşılmaz kurallar etrafından bakarken, Joker yeri geldiğinde dünyayı absürt bir gösteri alanı (kitapta da böyle geçiyor) olarak görüyor.

Psikiyatrinin sürrealist özeti

Her şey bittiğinde kitabı kapatıp karakterleri şöyle bir düşündüğünüzde, psikolojinin eğildiği karanlık birçok konunun sürrealist bir özetini gördüğünüzü fark edeceksiniz.

Sürrealist, çünkü yazarken Morrison, özellikle de çizerken Dave McKean psikoloji ve sembolizmdeki kimi terimleri, objeleri tımarhanenin içindeki her bir köşeye işlemiş (bu arada tımarhanenin iç ve dış tasarımında bazı yerler iki tarihi manastır ve katedralden alınmış). McKean’in özellikle rüyadaki gibi yarı belirsiz, karman çorman çizimleri ve korku öğesini besleyen tonları hikayeyi iyice derinleştiriyor. Morrison’ın hikayedeki ve çizimdeki bu tercihi, kitapla aynı dönemde (1989 sonbaharı) çıkacak olan Tim Burton’ın filmindeki Batman’den ve genel olarak DC’deki Batman serilerinden farklı bir profil çizmekmiş. Ayrıca Frank Miller’ın The Dark Knight Returns’de Batman’i yeniden inşa etmesinden etkilenmiş ve benzer bir şeyi farklı bir konsepte büründürmek istemiş. O döneme kadarki DC külliyatında yer edinmiş köklü karakterleri, aldığı referanslar üzerinden farklı bir varyasyona dönüştürmeye çalışmış. Batman de bundan nasibini almış haliyle.

Arkham Asylum: A Serious House on Serious Earth

Göndermeler ve sonuç

Kitap aynı zamanda Batman: Arkham serisinin ilk oyununa konu olarak kısmen de olsa referans niteliği taşıyor. Ayrıca Joker’in oyunda Batman’e kitaptaki gibi “You’re always welcome” demesi, Batman Begins’de Jonathan Crane’in mahzene giriş sahnesinin kitaptakiyle aynı görsellikte olması hoş detaylar.

Her ne kadar ilk çıktığındaki satış patlaması biraz filmin etkisiyle olmuşsa da Arkham Asylum Batman okurlarının daimi ilgisini görmüş. Zaten Morrison ve McKean’in çizgi roman piyasasında isimlerini duyurmaları ve Morrison’un ileride DC’de büyük işlere girişmesi bu kitap vesilesiyle olmuş. Yine de okurların eleştirdiği oldukça fazla yön var. Bunlar da genellikle Batman’in alışıldık Batman gibi davranmaması, hikayenin çizgisel gitmesi, fazla diyaloga yönelik olması, çizimlerin ve yazıların yorması gibi şeyler (hepsine kıyısından ucundan katılıyorum gerçi). Genel olarak ise gerek Morrison’ın, gerekse Batman külliyatının hatırı sayılır eserlerinden biri olarak görülüyor. 'Okumazsanız öleceğiniz 10 Batman hikayesi' türü geyik listelerde bolca rastlamanız muhtemel. Psikolojinin derin konularını ve karanlık hikayeleri seviyorsanız, akıcı olmayan, yazılarına ve çizimlerine uzun uzun zaman ayırdığınız çizgi romanlardan zevk alıyorsanız, birazcık da Batman size hitap ediyorsa mutlaka edinin.

"Arkham haklıydı. Sadece delilik, bizi gerçekte olduğumuz kişi yapar."

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.