"Arena"nın Dönüşü

Barlas Sicimoğlu 03.10.2016

Galatasaray, yaklaşık 40.000 seyircinin önünde geriye düştüğü maçta Antalyaspor'u mağlup etti. Türk Telekom Arena, uzun zamandan sonra böylesine dolu ve böylesine keyifliydi.

Takımların ev sahibi olarak maçlarını oynadığı stadyumlar, o takımların oyuncuları için evin salonuna benzer. Maçtan önceki bir haftayı evin değişik yerlerinde geçiren, oturma odasında günlük rutine hazırlanıyormuş gibi maç için antrenman yapan, yatak odasında dinleniyormuş gibi maç konsantrasyonunu sağlamaya çalışan takım, hafta bitince ve maç günü geldiğinde evin salonuna çıkar ve o salonda hünerlerini göstermeye koyulur. Nasıl evimizin salonu dolu ve daha önemlisi dekoratif olduğu zaman kendimizi mutlu, huzurlu, enerjik hissediyorsak ve o salonda rahat ediyorsak, futbolcu da kendi stadyumu dolduğu zaman ve taraftardaki olumlu, diğer bir deyişle “dekoratif” sinerjiyi hissettiği zaman, rakiple savaşacak gücü toplar, konsantrasyonunu üst düzeye çıkarır ve orayı dolduran taraftarı mutlu etmek için elinden geleni yapar. Dekoratif sinerji derken, düz mantıkla “sabit duruyormuş” gibi anlaşılmasın. “Göze hoş gelen” bir taraftar profili vardı dün Arena’da.

Takımların ev sahibi olarak maçlarını oynadığı stadyumlar, o takımların oyuncuları için evin salonuna benzer. Maçtan önceki bir haftayı evin değişik yerlerinde geçiren, oturma odasında günlük rutine hazırlanıyormuş gibi maç için antrenman yapan, yatak odasında dinleniyormuş gibi maç konsantrasyonunu sağlamaya çalışan takım, hafta bitince ve maç günü geldiğinde evin salonuna çıkar ve o salonda hünerlerini göstermeye koyulur. Nasıl evimizin salonu dolu ve daha önemlisi dekoratif olduğu zaman kendimizi mutlu, huzurlu, enerjik hissediyorsak ve o salonda rahat ediyorsak, futbolcu da kendi stadyumu dolduğu zaman ve taraftardaki olumlu, diğer bir deyişle “dekoratif” sinerjiyi hissettiği zaman, rakiple savaşacak gücü toplar, konsantrasyonunu üst düzeye çıkarır ve orayı dolduran taraftarı mutlu etmek için elinden geleni yapar. Dekoratif sinerji derken, düz mantıkla “sabit duruyormuş” gibi anlaşılmasın. “Göze hoş gelen” bir taraftar profili vardı dün Arena’da.

Galatasaray takımının geçen seneki performansı ile bu seneki performansı arasındaki en büyük farkın, Arena’da artık gerçekten “ev sahibi” gibi hissetmesi ve ilk Karabük maçını saymazsak, rakiplere de bunu hissettirmesiyle oluşacağını söyleyebiliriz. Bir Pazar gününde, ailelerin, sevgililerin, çalışanların veya okulluların iştirâki için son derece yerinde bir saatte, çok güzel bir havada, Türk Telekom Arena’da yaklaşık 40.000 dolayında taraftarıyla birlikte oynadı Galatasaray. Kaldı ki, geçen sene Şampiyonlar Ligi maçlarında bile bu sayının yanından geçememişti. Ve en önemlisi de, bir ara Chedjou’ya yapılan çok kısa muameleyi saymazsak, geriye düştüğü zaman bile taraftardan tam destek alarak oynadılar. Galatasaray taraftarının yönetimden futbol takımına kadar, bütün unsurlarla barış içerisinde olduğunu, gerginliği attığını, ateşkes yaptığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu tablo ilerleyen haftalarda sekteye uğramazsa, dün olduğu gibi, takımın skor olarak geriye düştüğü maçlarda en önemli silahı olacaktır. Tıpkı Fatih Terim zamanında olduğu gibi.

Galatasaray takımının geçen seneki performansı ile bu seneki performansı arasındaki en büyük farkın, Arena’da artık gerçekten “ev sahibi” gibi hissetmesi ve ilk Karabük maçını saymazsak, rakiplere de bunu hissettirmesiyle oluşacağını söyleyebiliriz. Bir Pazar gününde, ailelerin, sevgililerin, çalışanların veya okulluların iştirâki için son derece yerinde bir saatte, çok güzel bir havada, Türk Telekom Arena’da yaklaşık 40.000 dolayında taraftarıyla birlikte oynadı Galatasaray. Kaldı ki, geçen sene Şampiyonlar Ligi maçlarında bile bu sayının yanından geçememişti. Ve en önemlisi de, bir ara Chedjou’ya yapılan çok kısa muameleyi saymazsak, geriye düştüğü zaman bile taraftardan tam destek alarak oynadılar. Galatasaray taraftarının yönetimden futbol takımına kadar, bütün unsurlarla barış içerisinde olduğunu, gerginliği attığını, ateşkes yaptığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu tablo ilerleyen haftalarda sekteye uğramazsa, dün olduğu gibi, takımın skor olarak geriye düştüğü maçlarda en önemli silahı olacaktır. Tıpkı Fatih Terim zamanında olduğu gibi.

Kazanma arzusu ve ilk yarıdaki yetersiz baskı

Kazanma arzusu ve ilk yarıdaki yetersiz baskı

Galatasaray taraftarının dünkü skordaki payını bir girizgahla anlatmaya çalıştık. Ama taraftarın da desteğiyle, akan oyunda Galatasaray takımının ileri yönde olumlu işler yapma konusundaki arzusundan, sezon başından beri olduğu gibi dünkü maç için de bir numaralı galibiyet sebebi olarak bahsetmeliyiz. Maçın ilk düdüğüyle birlikte, Galatasaray rakip kaleye doğru yüklenmeye başladı ve maç sonuna kadar da hemen hemen bu çizgisini bozmadı. Bruma’nın ilk dakikalarda yoğunca olmak üzere, maç boyunca Celutska’nın kanadını hayli zorladığını gördük. Bruma’nın en son oynanan iç saha maçı olan Çaykur Rizespor karşılaşmasından sonra, Beşiktaş maçında bireysel olarak üst düzey bir performans göstermesi ve taraftarın hoşuna gidecek eylemlerde bulunması, dün ona tabiri caizse “yol, su, elektrik” olarak geri döndü ve sarı kırmızılı tribünlerin desteğini sonuna kadar arkasında hissetti, Portekizli genç adam. Tabii burada mutlak surette önemli olan, Riekerink’in 4-3-3 sisteminde gerek sol açıkta oynayan oyuncunun (şimdilik bir aksilik olmazsa Bruma gözüküyor), gerekse sağ açıkta oynayan oyuncunun (Podolski, Yasin, Sinan), aralarındaki Eren Derdiyok’u daha fazla topla buluşturmaları. Bruma’nın ilk yarıda adam eksiltmeleriyle ve orta denemeleriyle bu yönde bir gayrette olduğunu söyleyebiliriz ama Yasin Öztekin'in dünkü maçta onun gayretine hiç yaklaşamadığı kanaatindeyim.

Galatasaray taraftarının dünkü skordaki payını bir girizgahla anlatmaya çalıştık. Ama taraftarın da desteğiyle, akan oyunda Galatasaray takımının ileri yönde olumlu işler yapma konusundaki arzusundan, sezon başından beri olduğu gibi dünkü maç için de bir numaralı galibiyet sebebi olarak bahsetmeliyiz. Maçın ilk düdüğüyle birlikte, Galatasaray rakip kaleye doğru yüklenmeye başladı ve maç sonuna kadar da hemen hemen bu çizgisini bozmadı. Bruma’nın ilk dakikalarda yoğunca olmak üzere, maç boyunca Celutska’nın kanadını hayli zorladığını gördük. Bruma’nın en son oynanan iç saha maçı olan Çaykur Rizespor karşılaşmasından sonra, Beşiktaş maçında bireysel olarak üst düzey bir performans göstermesi ve taraftarın hoşuna gidecek eylemlerde bulunması, dün ona tabiri caizse “yol, su, elektrik” olarak geri döndü ve sarı kırmızılı tribünlerin desteğini sonuna kadar arkasında hissetti, Portekizli genç adam. Tabii burada mutlak surette önemli olan, Riekerink’in 4-3-3 sisteminde gerek sol açıkta oynayan oyuncunun (şimdilik bir aksilik olmazsa Bruma gözüküyor), gerekse sağ açıkta oynayan oyuncunun (Podolski, Yasin, Sinan), aralarındaki Eren Derdiyok’u daha fazla topla buluşturmaları. Bruma’nın ilk yarıda adam eksiltmeleriyle ve orta denemeleriyle bu yönde bir gayrette olduğunu söyleyebiliriz ama Yasin Öztekin'in dünkü maçta onun gayretine hiç yaklaşamadığı kanaatindeyim.

Bruma ile Yasin’in ters kanat denemesi yaptıkları ilk yarının sonunda da bir şey değişmedi. Eren Derdiyok’un ceza sahasında yan toplarla yeteri kadar beslenememesi de, ilk yarıda Galatasaray takımının rakibi üzerinde çok yönlü bir baskı kurmasına engel oldu. Öyle ki, Eren bir pozisyonda top alabilmek için orta saha yuvarlağına kadar gelmek zorunda kaldı. Eren Derdiyok’un hava topu olarak tam beslenememesi ve Antalyasporlu Chico ile Angelo’nun konsantre oyununun da etkisiyle, ilk yarıda Galatasaray neredeyse isabetli şut bile bulamadı. Üstüne üstlük dörtlü savunmanın sağ tarafındaki iki ismin müşterek hatasıyla, kontrataktan bir de gol gördü kalesinde sarı kırmızılılar. (Sabri’nin Angelo’yu arkaya kaçırması ve Chedjou’nun “kademesizce” ceza sahasında durması golü getirdi diyebiliriz.) İlk yarıda özellikle Antalyaspor’un 8 numaralı oyuncusu Brezilyalı Charles’ın hırslı oyununu es geçmemek gerekiyor. Onun dışında Akdeniz ekibi, oynadığı kontratak oyunundan tam istediği skoru bularak devre arasında soyunma odasının yolunu tuttu.

Bruma ile Yasin’in ters kanat denemesi yaptıkları ilk yarının sonunda da bir şey değişmedi. Eren Derdiyok’un ceza sahasında yan toplarla yeteri kadar beslenememesi de, ilk yarıda Galatasaray takımının rakibi üzerinde çok yönlü bir baskı kurmasına engel oldu. Öyle ki, Eren bir pozisyonda top alabilmek için orta saha yuvarlağına kadar gelmek zorunda kaldı. Eren Derdiyok’un hava topu olarak tam beslenememesi ve Antalyasporlu Chico ile Angelo’nun konsantre oyununun da etkisiyle, ilk yarıda Galatasaray neredeyse isabetli şut bile bulamadı. Üstüne üstlük dörtlü savunmanın sağ tarafındaki iki ismin müşterek hatasıyla, kontrataktan bir de gol gördü kalesinde sarı kırmızılılar. (Sabri’nin Angelo’yu arkaya kaçırması ve Chedjou’nun “kademesizce” ceza sahasında durması golü getirdi diyebiliriz.) İlk yarıda özellikle Antalyaspor’un 8 numaralı oyuncusu Brezilyalı Charles’ın hırslı oyununu es geçmemek gerekiyor. Onun dışında Akdeniz ekibi, oynadığı kontratak oyunundan tam istediği skoru bularak devre arasında soyunma odasının yolunu tuttu.

Poldi is back!

Poldi is back!

İkinci yarıya ise Galatasaray, sürpriz bir Wesley Sneijder – Lukas Podolski değişikliğiyle başladı. Şahsen ben sakatlandığı anı görmediğim için “sürpriz” olarak değerlendirdim, kulüp doktoru Yener İnce de “adale sertleşmesine bağlı değişiklik” olarak Sneijder'de ağır bir şey olmadığını maçtan sonra açıklığa kavuşturdu. İlginç olan ise Podolski’nin Sneijder’in yerine, forvet arkası mevkisinde oynayacak oluşuydu. Ama maç esnasında Poldi’nin kendiliğinden biraz daha ileri kaydığını ve zaman zaman ceza sahasında Eren Derdiyok ile çift forvet gibi yer aldığını gördük. Podolski’nin Euro 2008’deki Almanya Milli Takımında, Klose ile benzer bir ikili görevde bulunduğunu ve etkili bir performans gösterdiğini hatırlıyoruz. Dün aynı görevi Eren Derdiyok ile paylaştı ve yine başarılı oldu. Tabii, form durumu ne olursa olsun, vuruş kalitesi her zaman üst düzey bir oyuncu olduğu için Poldi, önünde müsait alan bulduğu çoğu maçta Galatasaray taraftarını sevindirecek sonuçlara varabiliyor. Dünkü maçta uzun zamandan sonra taraftarının önüne çıkıyor oluşu, Podolski’de müspet bir enerji patlamasına yol açtı ve bu da Cimbom’a 3 puan olarak geri döndü. İlk yarıdaki Galatasaray ile ikinci yarıdaki Galatasaray arasındaki en büyük olumlu farkın, ileride yine yönetici rolünü alan ama önceki maçlara göre sanki biraz daha 'düşük' oynayan Wesley’in yerine ceza sahasını zorlayıcı koşular yapan, istekli, konsantre Podolski’nin oyuna girişi diyebiliriz.

İkinci yarıya ise Galatasaray, sürpriz bir Wesley Sneijder – Lukas Podolski değişikliğiyle başladı. Şahsen ben sakatlandığı anı görmediğim için “sürpriz” olarak değerlendirdim, kulüp doktoru Yener İnce de “adale sertleşmesine bağlı değişiklik” olarak Sneijder'de ağır bir şey olmadığını maçtan sonra açıklığa kavuşturdu. İlginç olan ise Podolski’nin Sneijder’in yerine, forvet arkası mevkisinde oynayacak oluşuydu. Ama maç esnasında Poldi’nin kendiliğinden biraz daha ileri kaydığını ve zaman zaman ceza sahasında Eren Derdiyok ile çift forvet gibi yer aldığını gördük. Podolski’nin Euro 2008’deki Almanya Milli Takımında, Klose ile benzer bir ikili görevde bulunduğunu ve etkili bir performans gösterdiğini hatırlıyoruz. Dün aynı görevi Eren Derdiyok ile paylaştı ve yine başarılı oldu. Tabii, form durumu ne olursa olsun, vuruş kalitesi her zaman üst düzey bir oyuncu olduğu için Poldi, önünde müsait alan bulduğu çoğu maçta Galatasaray taraftarını sevindirecek sonuçlara varabiliyor. Dünkü maçta uzun zamandan sonra taraftarının önüne çıkıyor oluşu, Podolski’de müspet bir enerji patlamasına yol açtı ve bu da Cimbom’a 3 puan olarak geri döndü. İlk yarıdaki Galatasaray ile ikinci yarıdaki Galatasaray arasındaki en büyük olumlu farkın, ileride yine yönetici rolünü alan ama önceki maçlara göre sanki biraz daha 'düşük' oynayan Wesley’in yerine ceza sahasını zorlayıcı koşular yapan, istekli, konsantre Podolski’nin oyuna girişi diyebiliriz.

Tabii Alman oyuncunun, ortadan ceza sahasını zorlamasıyla Bruma, Yasin ve Yasin’in yerine giren Sinan biraz daha 'kanat' özellikli oyunculara dönüştüler. Nitekim Bruma, tam bir kanat ortasıyla ikinci golün asistini yaptı. Ama ikinci yarıda topu az farkla üstten dışarı vurduğu pozisyonda da, bildiğimiz Bruma hareketleriyle ceza sahasına giriş yaptığını söyleyebiliriz. İkinci yarıdaki bu komplike oyun taraftarın itici gücüyle birleşince, direnci düşük Antalyaspor karşısında galibiyet zaten geleceğini hissettirdi. Ama maçı izleyen herkesin malumudur ki, galibiyetin anahtarını açan 'lahza', kaptan Selçuk’un frikik golü oldu. Kaptan, geçen haftadan sonra, bu hafta da Tolga Ciğerci ile uyumunu arttırmış gözüküyor. Selçuk İnan’ın performansındaki bu iyileşmeyle, Nigel De Jong sakatlıktan kurtulduğu zaman formayı sırtına umduğu kadar (ve bizim birkaç hafta önce umduğumuz kadar) kolay geçiremeyebilir. Luis Cavanda ise ikinci yarıda Sabri’nin yerine oyuna dahil oldu ve ileriye çıkışlarıyla hücum olarak Galatasaray’ın oyununa zenginlik kattı. Özellikle formsuz Yasin’in yerine Sinan Gümüş’ün girmesiyle, Sabri – Yasin ikilisinden Cavanda – Sinan ikilisine evrilen sağ kanadın işlevselliğinde bir hayli artış gördük. Defansif zaaflarına rağmen Cavanda, Sabri’den formayı alacakmış gibi duruyor. Sinan Gümüş’ün oyuna girdikten sonraki performansı ve üçüncü goldeki çabası ise takdire şayan.

Tabii Alman oyuncunun, ortadan ceza sahasını zorlamasıyla Bruma, Yasin ve Yasin’in yerine giren Sinan biraz daha 'kanat' özellikli oyunculara dönüştüler. Nitekim Bruma, tam bir kanat ortasıyla ikinci golün asistini yaptı. Ama ikinci yarıda topu az farkla üstten dışarı vurduğu pozisyonda da, bildiğimiz Bruma hareketleriyle ceza sahasına giriş yaptığını söyleyebiliriz. İkinci yarıdaki bu komplike oyun taraftarın itici gücüyle birleşince, direnci düşük Antalyaspor karşısında galibiyet zaten geleceğini hissettirdi. Ama maçı izleyen herkesin malumudur ki, galibiyetin anahtarını açan 'lahza', kaptan Selçuk’un frikik golü oldu. Kaptan, geçen haftadan sonra, bu hafta da Tolga Ciğerci ile uyumunu arttırmış gözüküyor. Selçuk İnan’ın performansındaki bu iyileşmeyle, Nigel De Jong sakatlıktan kurtulduğu zaman formayı sırtına umduğu kadar (ve bizim birkaç hafta önce umduğumuz kadar) kolay geçiremeyebilir. Luis Cavanda ise ikinci yarıda Sabri’nin yerine oyuna dahil oldu ve ileriye çıkışlarıyla hücum olarak Galatasaray’ın oyununa zenginlik kattı. Özellikle formsuz Yasin’in yerine Sinan Gümüş’ün girmesiyle, Sabri – Yasin ikilisinden Cavanda – Sinan ikilisine evrilen sağ kanadın işlevselliğinde bir hayli artış gördük. Defansif zaaflarına rağmen Cavanda, Sabri’den formayı alacakmış gibi duruyor. Sinan Gümüş’ün oyuna girdikten sonraki performansı ve üçüncü goldeki çabası ise takdire şayan.

Eto'o "bitti bitecek"

Eto'o "bitti bitecek"

Antalyaspor, geçen sene çok yukarıya çekemediği takımdaşlığı ve takım performansını bu sene mumla arıyor gibi görünüyor. Geçen sezon Eto’o’nun performansına direkt olarak endeksli bir takım izlemiştik, aynı durum bu sene de devam ediyor gibi. Bu durum ise doğal olarak teknik direktör Jose Morais’in takımın üzerinde tam olarak bir hakimiyet kurmasını engelliyor. Eto’o, geçen seneki çizgisinden çok uzakta. Geçen senenin vasat üstü isimlerinden, kontratak oyununa çok yatkın Jean Makoun, tam kontratak yapılacak dakikalarda oyuna girdi ama hiçbir varlık gösteremedi. (Halbuki Yekta’nın yerine oyuna girdiği zaman bir Galatasaraylı olarak endişelenmiştim.) Kondisyon olarak da 60’lardan sonra iyice düşen Antalyaspor’un, her ne kadar Eto’o’nun bariz golü sayılmamış da olsa, bu maçtan puanla ayrılma ihtimali düşük görünüyordu. (2-0 öne geçse dahi Galatasaray baskısına ne kadar dayanırdı bilinmez, belki Galatasaray galibiyeti sadece daha destansı hale dönüşebilirdi.)

Antalyaspor, geçen sene çok yukarıya çekemediği takımdaşlığı ve takım performansını bu sene mumla arıyor gibi görünüyor. Geçen sezon Eto’o’nun performansına direkt olarak endeksli bir takım izlemiştik, aynı durum bu sene de devam ediyor gibi. Bu durum ise doğal olarak teknik direktör Jose Morais’in takımın üzerinde tam olarak bir hakimiyet kurmasını engelliyor. Eto’o, geçen seneki çizgisinden çok uzakta. Geçen senenin vasat üstü isimlerinden, kontratak oyununa çok yatkın Jean Makoun, tam kontratak yapılacak dakikalarda oyuna girdi ama hiçbir varlık gösteremedi. (Halbuki Yekta’nın yerine oyuna girdiği zaman bir Galatasaraylı olarak endişelenmiştim.) Kondisyon olarak da 60’lardan sonra iyice düşen Antalyaspor’un, her ne kadar Eto’o’nun bariz golü sayılmamış da olsa, bu maçtan puanla ayrılma ihtimali düşük görünüyordu. (2-0 öne geçse dahi Galatasaray baskısına ne kadar dayanırdı bilinmez, belki Galatasaray galibiyeti sadece daha destansı hale dönüşebilirdi.)

Jan Olde Riekerink ise 2. haftadaki Akhisar deplasmanından beri tercih ettiği ilk 11’i dün de bozmadı ve aynı şekilde sahaya sürdü. Geçtiğimiz sezonlarda kadro istikrarsızlığından çok çeken Galatasaray takımının ilk 11’ini artık sayabiliyor oluşumuz güzel bir gelişme olsa da, milli maç dönüşü Cavanda ve Podolski’yi, Sabri ve Yasin’in yerine ilk 11’de görme ihtimalimizi şahsen yüksek görüyorum. Taraftarın desteğinin artarak süregelmesini ise hepsinden önemli görüyorum. Türk Telekom Arenanın kalabalık dönemine dönmüş olması, ilerideki iç saha maçlarında Galatasaray’ın rakiplerini terletmesini sağlayacaktır. Son olarak, ondan altı haftadır bahsetmedim, çünkü onun sayesinde kale artık düşündüğümüz ve endişelendiğimiz bir yer olmaktan çıktı. Onun performansı paragrafları değil, başlı başına bir yazıyı hak ediyor. Ama dün orta sahada Eto'o'yu çalımladığı andan sonra, en azından dün Arena'da haykırdığım tezahüratı, siz okurların affına sığınarak burada tekrarlamak istiyorum... Muslera, Muslera, Fernando Muslera!

(Yazıdaki tüm görseller, Galatasaray'ın resmi twitter adresi @GalatasaraySK'dan alınmıştır.)

Jan Olde Riekerink ise 2. haftadaki Akhisar deplasmanından beri tercih ettiği ilk 11’i dün de bozmadı ve aynı şekilde sahaya sürdü. Geçtiğimiz sezonlarda kadro istikrarsızlığından çok çeken Galatasaray takımının ilk 11’ini artık sayabiliyor oluşumuz güzel bir gelişme olsa da, milli maç dönüşü Cavanda ve Podolski’yi, Sabri ve Yasin’in yerine ilk 11’de görme ihtimalimizi şahsen yüksek görüyorum. Taraftarın desteğinin artarak süregelmesini ise hepsinden önemli görüyorum. Türk Telekom Arenanın kalabalık dönemine dönmüş olması, ilerideki iç saha maçlarında Galatasaray’ın rakiplerini terletmesini sağlayacaktır. Son olarak, ondan altı haftadır bahsetmedim, çünkü onun sayesinde kale artık düşündüğümüz ve endişelendiğimiz bir yer olmaktan çıktı. Onun performansı paragrafları değil, başlı başına bir yazıyı hak ediyor. Ama dün orta sahada Eto'o'yu çalımladığı andan sonra, en azından dün Arena'da haykırdığım tezahüratı, siz okurların affına sığınarak burada tekrarlamak istiyorum... Muslera, Muslera, Fernando Muslera!

(Yazıdaki tüm görseller, Galatasaray'ın resmi twitter adresi @GalatasaraySK'dan alınmıştır.)

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.