Arabesk Müzik ve Resim Anlayışının Türkiye'deki Tarihsel Gelişimi - II

S. Emre Özcan 21.08.2016

Arabesk müziğin Türkiye'de doğuşu ve gelişimini, arabeskin Türk modernleşmesi ile olan ilişkisini incelemeye devam ediyoruz.

Arabesk ve Modernleşme

Arabesk Türkiye’nin kültür tarihinin en tartışmalı konularından biridir. Bunun önde gelen nedeni, Türkiye’nin kuruluşunda yer alan “modernleşme” projesine karşıt (sayılabilecek) bir gelişim dinamiğine ve içeriğine sahip olmasıdır. Bir başka deyişle arabesk, modernleşme projesinin başarılı olmadığının hem sonucu hem de nedeni olarak yorumlanabilmektedir. Arabeskin bu tartışmaların içinde yer almasının birçok nedeni vardır.

Müzikal nedenleri arasında, Türk modernleşmesinin müzik politikaları arasında yer alan, Türk müziğiyle olan bağların koparılması ve tamamen Batı müziğinin örnek alınması amacına karşıt bir duruş sergilemesidir. Bunun yanında sözel olarak, eşitsizliklerin ortaya çıkardığı yakarışın, tasavvufi bir anlayışla bütünleşmesi yine hakim modernleşme anlayışının dışındadır. Bu bağlamda, arabeskin, Türkiye’nin batısı ile doğusunun karşılaşmasının ilk popüler ürünü olduğu söylenebilir.

Arabesk Müzik ve Resim Anlayışının Türkiye'deki Tarihsel Gelişimi - II

Arabeskin Türkiye’de Ortaya Çıkışı

Arabeskin güçlü yanları “modernleşme” pratiğinin yarattığı toplumsal eşitsizliklerin içinde yatmaktadır. Bu çerçevenin ise iki perspektifi vardır. Bunlardan biri ekonomik, diğeri kültüreldir. Ancak bu iki yön çoğunlukla iç içe geçmektedir. Bununla ilgili olarak Uğur Küçükkaplan 2012 yılındaki yüksek lisans tezinde şöyle bir değerlendirme yapmaktadır:

Arabesk müziğin hitap ettiği kesimi incelerken, süreci 1960’lı yıllardan başlatıyor olsak da toplumsal ve siyasal işlevinin anlaşılabilmesi için bundan öncesine gitmek gerekmektedir. Zira ideolojik gerekçelerle dışlanan bir müzik geleneğinden ve kültürel anlamda bu geleneği besleyen siyasal toplumsal ortamdan hareketle bir tür alternatif olarak çıkan arabesk, kent kütürünün özelliklerini içinde barındırmaktadır.”

Yani arabesk, içinde kent kültürünü barındırmakla birlikte, kırdan kente göç edenlerin müziğidir. Kırsaldan kente göç aynı zamanda Doğu’nun Batı’ya taşınması/taşınmaya çalışılması veya eskiyle yeninin bir tür karşılaşmasıdır. Bu karşılaşma da “modern” ve “gelenek” ikiliğinin arabesk müzik üzerinden bir sentezini ortaya çıkartacaktır.

Arabesk Müzik ve Resim Anlayışının Türkiye'deki Tarihsel Gelişimi - II

Arabesk Müziğin Türkiye’deki Gelişimi

Tüm bu süreçte 1960’lı yılların müzik ortamının, yeniliklere açık ve farklı tarzları benimseyebilen bir çizgide seyrettiği söylenebilir. Kültür endüstrisinin gelişmesiyle yakından ilgili olan arabesk müziğin yaygınlaşmasında, yine aynı yıllarda piyasaya çıkan 45’lik plakların ve sektördeki firma sayısının artmasının büyük rolü vardır.

Müzik teknolojisinin geliştiği, stereo kayıta geçilen 1970’li yıllarda da arabesk müziğin gelişen teknolojiyle doğru orantılı olarak yaygınlık kazanmaya devam ettiği görülür. Dolayısıyla arabesk, anlam dünyası bakımından ülkenin politik, ekonomik ve toplumsal şartlarından etkilenmekle birlikte, onu teknik açıdan kısmen de olsa koruyan piyasa koşulları içerisinde hızla gelişimini sürdürmüştür. 1980’li yıllara gelindiğinde değişen koşullarla beraber arabeskin toplumsal anlamının da değiştiği görülür. Giderek tüketici kitleleri genişleyen arabesk, hem kırsal alanda hem de kentsel orta ve alt sınıflar arasında sevilen bir müzik türü haline gelmiştir.

Arabesk Müzik ve Resim Anlayışının Türkiye'deki Tarihsel Gelişimi - II

Arabesk Müzik ve Değişen Kentsel Yapı

1980’li yıllar, zenginlerin ve yoksulların yaşadıkları mahallelerin birbirinden kesin çizgilerle ayrıldığı ve farklı sınıflardan insanların rastlaşabileceği, ilişki kurabileceği mekanların da tümüyle ortadan kalktığı bir dönemdir. Mahallelerin ayrılması gibi, zengin ve yoksulların alışveriş merkezleri, eğlence yerleri ve iş yerleri de birbirinden ayrılmıştır. Kentin birçok bölgesi yoksullara terk edilirken zenginler, yoksulların görüntüsüyle bile karşılaşmayacakları yerlere, şehrin içindeki özel şehirlerine, kendi “siteleri”ne çekilmiştir.

Kentin bu değişiminin, kültürel alanda da yansımaları olmuştur. Bu dönemde kültürel değişim, taşra kültürü ile kent kültürü arasındaki gerilime işaret etmeye başlamış ve kent alçak kültür ile yüksek kültürün çatışma alanı haline gelmiştir. Türkiye’de bu durumun yansıması, en açık haliyle arabesk kültürde görülür. 1980’lerin ikinci yarısında, büyük kentlerin istilası ve gecekondulaşma en çok şikayet edilen olgu olmuştur. 1970’lerden beri var olan ancak 1980’lerde “söylem nesnesi”, “yakınma unsuru” haline gelen arabesk müzik, gecekonduda yaşayanlarla özdeşleştirilmiş ve bir anlamda kültürsüzlüğün, alt kültürün ismi olmuştur. 1980’lerde adını daha fazla duyurmaya başlayan arabesk böylece, büyük kente sızmaya çalışan taşralı kalabalığın sesini duyurma, kendini kabul ettirme, girdiği yabancı kültür içinde yönünü bulma, onu bozma ve kendine benzetme isteğinin adı olmuştur.

Bu dönemde takside, minibüste, berberde, lokantada, pastahanede, kısacası akla gelebilecek her yerde Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses, İbrahim Tatlıses gibi bütün meşhur arabesk şarkıcıların sesi duyulacak, radyo ve kaset çalarlar bu şarkıcıların arabesk şarkılarını çalmaktan hiç usanmayacaktır.

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.