Antrenörlükten Teknik Direktörlüğe: Jan Olde Riekerink

Barlas Sicimoğlu 22.08.2016

Geçen sezona kadar kariyeri "altyapı antrenörlüğü" idi. Dar zamanda Galatasaray'a teknik direktör oldu, 2 kupa kaldırdı, umudu hatırlattı. Riekerink'in kısa vadedeki bu başarısını yorumladık.

Antrenörlükten Teknik Direktörlüğe: Jan Olde Riekerink
Antrenörlükten Teknik Direktörlüğe: Jan Olde Riekerink

Hollandalılarla çalışanlar, Hollanda’da okul deneyimi yaşayanlar veya onlarla en az bir kez iş yapmış olanlar büyük olasılıkla bana hak verecektir. Mevzubahis ırkın yediden yetmişe sahip olduğu, belki de açıklanamaz biçimde genlerinde taşıdığı bir “yönetme kabiliyeti” var. Bu konu yanlış anlaşılmasın, diğer ırklarda böyle bir kabiliyet yok demiyorum; bizden de gayet iyi müdürler, menajerler çıkabiliyor. (As bayrakları as as as!) Ama benim bahsettiğim olay komün halinde bu yetiye sahip olmak ki, Hollanda ahalisi (portakallar dememek için kendimi zor tutuyorum ama demeyeceğim) benim fikrime göre bu yetiye sahip. Bunun kaynağı çoluk çocuk herkesin anadili gibi İngilizce bilmesi olabilir; doğuştan gelen, asla bozmadıkları sistematiklikleri olabilir; yine Avrupa milletleri arasında onlara özgü soğukluktan uzak, samimi dilleri olabilir; veya bilmem kaç yüzyıldır süregelen ve hala çok az da olsa devam eden sömürgeci sorumluluğunun, o ırkın genlerine kodladığı bir “patronluk” olabilir. Orası ayrı bir yazı konusu, belki de yeni bir yazıya pas verdik. Ama bu kadar Hollandalı güzellemesi yapmamdaki esbab-ı mucibe, gerçekten tecrübeden veya başka unsurlardan bağımsız, “management” konusundaki başarılı olmaları (benim fikrim). Yazının devamında derdimi daha iyi anlatacağım.

Jan Olde Riekerink, 19 Şubat 2016 tarihinde Galatasaray Altyapı Sorumluluğu görevine getirildiğinde, medyada taşıdığı haber değeri, Sneijder’in minik yavrusunun doğum günü görüntülerinden çok daha düşüktü. (Allah analı babalı büyütsün, Sneijder’i de başımızdan eksik etmesin tabii.) Kaos içerisindeki Galatasaray’da, kendini bir anda teknik direktörlük pozisyonunda bulduğunda haberimiz oldu kendisinin varlığından. Sadece 8 ay Belçika’nın Gent takımında, bir sene de Hollanda ikinci liginde teknik direktörlük deneyimi yaşamış, kariyerinde hep geri planda durmuş bir “antrenör” olarak 25 milyon takipçili Galatasaray kulübünün amiral gemisi ona emanet edildiğinde; zaten umudu kesmiş, acılar içerisine düşmüş biz Galatasaraylılar pek fazla bir reaksiyon vermedik, belki de veremedik. Normalde her sene Jose Mourinho’dan aşağı kariyer kabul etmeyen taraftar zihniyeti olarak Riekerink hocaya emanetçi gözüyle baktık. Ki zaten doğal olan buydu, çünkü plan “sezon sonuna kadar idare et” planıydı; hem Riekerink takımı, hem de camia Riekerink’i idare edecekti aslında. Biz Galatasaraylılar hocayı idare etme konusunda olumlu sınav verdik. Ama Riekerink hoca, idare etme sorumluluğunun ötesinde bir performans ele aldı. İlk maçı olan kaybedilen 4-3’lük Eskişehir deplasmanında bile kenardan oyuna müdahaleleriyle ve kulübe aurasıyla, aslında öngörülü futbolseverler “o kadar da başarısız olmayacağı” mesajını almıştı ondan. Zaman içerisinde takımla olan iletişimini yükseğe çıkardığı haberleri medyaya yansımaya başladı. İhbar nedeniyle ertelenen Fenerbahçe maçıyla oluşan arayı, gece gündüz takım analizleriyle değerlendirdiği söylendi. Takım diziliminde ortaya koyduğu irade, geri dörtlüde defansif olmayan oyuncu tercihlerinden kaçınması (Beşiktaş maçında Semih Kaya’nın bek oynaması örneği), ileri hattaki yetersizliğe rağmen orayı olabildiğince motive etmesi gibi hamleleriyle “idare”den biraz daha fazla sahiplendi takımı. Ölü toprağı saçılmış takımı az da olsa canlandırınca taraftarı da arkasına aldı, kaybedilen maçlara rağmen aşırı tenkit edilmedi. Ve “antrenörlükten teknik direktörlüğe” evrilme sürecini ezeli rakibe karşı kazanılan bir kupayla taçlandırdı. Bu performansı gören taraftar da Mourinho ayarlarında bir kariyer talebinden vazgeçti ve Riekerink’i daha da sahiplendi. Şimdi Galatasaray ve Jan Olde Riekerink, yeni sezona başka bir ezeli rakibe karşı kaldırılan başka bir kupanın moraliyle giriyor. Taraftar ise 6 ay öncesine göre çok daha umutlu.

Jan Olde Riekerink, bu denli büyük bir kulübün menajerliğini ilk defa aldığında, hatırı sayılır bir yaş sahibi ve kulübün efsanesi, kült ismi, unutulmazı, canı ciğeri vs. unvanlarından çok uzak bir şekilde aldı. Ve 13 maçta 2 kupa kazanarak gerçekten takdir edilecek bir başlangıç yaptı. İşte bu takdirlik başlangıcın nedenlerini sorgularken girdim bu Hollandalılık – yöneticilik ilişkisine. Zira teknik direktörler bir futbol takımının tabir-i caizse her şeyidir ve takım kurulup onlara emanet edildikten sonra onlardan tam anlamıyla patronluk yapmaları beklenir. Patronluk yapmak herkesin malumudur ki, tecrübenin yanı sıra başka özellikler de gerektirir; liderlik ruhu, takım çalışması, doğru iletişim, yetişilen çevre vs... Riekerink’in bu kısa çaplı başarısını bu açıdan da ele alayım istedim. Zira bahsi geçen ilişkinin alanında Louis Van Gaal, Frank De Boer, Guus Hiddink son yıllarda ciddi başarılar elde ettiler. Johan Cruyff’un günümüz Barcelona’sının temellerini attığını ve bunu yaptığı süreçte kulübü Şampiyonlar Ligi şampiyonluğuna taşıdığını unutmayalım. Fenerbahçe de benzer bir analiz gerçekleştirmiş olacak ki, tabii Hollandalı oyuncularının varlığının da etkisiyle, Hollandalı Advocaat’ı teknik patronluğa getirdi. İki sene önce EURO 1988’in kupa alan Hollanda takımının oyuncusu Jan Wouters, kariyerinde Ajax teknik direktörlüğü yapmış biri olarak; Riekerink ile benzer şekilde Kasımpaşa’da altyapı direktörlüğünden ani bir şekilde takımın başına getirilmişti ve Kasımpaşa takımının oyununda ciddi farklılıklar gözlemlemiştik. Ama nefesi yetmemişti, ayrı tabii. 3 maçlık bir vadesi oldu Kasımpaşa’da. Şimdi Feyenoord yardımcı antenörlüğü yapıyor.

Gazetemsi portalında ilk yazımda Riekerink’in başarı analizi üzerine bir deneme yaptım. Teknikten uzak, biraz sebep sonuca dayalı bir yazı oldu. Kusurumuz olduysa affolsun. Yeni yazılarda görüşmek üzere.


(Yazıdaki görseller, Galatasaray'ın resmi twitter adresi @GalatasaraySK'dan alınmıştır.)

Hollandalılarla çalışanlar, Hollanda’da okul deneyimi yaşayanlar veya onlarla en az bir kez iş yapmış olanlar büyük olasılıkla bana hak verecektir. Mevzubahis ırkın yediden yetmişe sahip olduğu, belki de açıklanamaz biçimde genlerinde taşıdığı bir “yönetme kabiliyeti” var. Bu konu yanlış anlaşılmasın, diğer ırklarda böyle bir kabiliyet yok demiyorum; bizden de gayet iyi müdürler, menajerler çıkabiliyor. (As bayrakları as as as!) Ama benim bahsettiğim olay komün halinde bu yetiye sahip olmak ki, Hollanda ahalisi (portakallar dememek için kendimi zor tutuyorum ama demeyeceğim) benim fikrime göre bu yetiye sahip. Bunun kaynağı çoluk çocuk herkesin anadili gibi İngilizce bilmesi olabilir; doğuştan gelen, asla bozmadıkları sistematiklikleri olabilir; yine Avrupa milletleri arasında onlara özgü soğukluktan uzak, samimi dilleri olabilir; veya bilmem kaç yüzyıldır süregelen ve hala çok az da olsa devam eden sömürgeci sorumluluğunun, o ırkın genlerine kodladığı bir “patronluk” olabilir. Orası ayrı bir yazı konusu, belki de yeni bir yazıya pas verdik. Ama bu kadar Hollandalı güzellemesi yapmamdaki esbab-ı mucibe, gerçekten tecrübeden veya başka unsurlardan bağımsız, “management” konusundaki başarılı olmaları (benim fikrim). Yazının devamında derdimi daha iyi anlatacağım.

Jan Olde Riekerink, 19 Şubat 2016 tarihinde Galatasaray Altyapı Sorumluluğu görevine getirildiğinde, medyada taşıdığı haber değeri, Sneijder’in minik yavrusunun doğum günü görüntülerinden çok daha düşüktü. (Allah analı babalı büyütsün, Sneijder’i de başımızdan eksik etmesin tabii.) Kaos içerisindeki Galatasaray’da, kendini bir anda teknik direktörlük pozisyonunda bulduğunda haberimiz oldu kendisinin varlığından. Sadece 8 ay Belçika’nın Gent takımında, bir sene de Hollanda ikinci liginde teknik direktörlük deneyimi yaşamış, kariyerinde hep geri planda durmuş bir “antrenör” olarak 25 milyon takipçili Galatasaray kulübünün amiral gemisi ona emanet edildiğinde; zaten umudu kesmiş, acılar içerisine düşmüş biz Galatasaraylılar pek fazla bir reaksiyon vermedik, belki de veremedik. Normalde her sene Jose Mourinho’dan aşağı kariyer kabul etmeyen taraftar zihniyeti olarak Riekerink hocaya emanetçi gözüyle baktık. Ki zaten doğal olan buydu, çünkü plan “sezon sonuna kadar idare et” planıydı; hem Riekerink takımı, hem de camia Riekerink’i idare edecekti aslında. Biz Galatasaraylılar hocayı idare etme konusunda olumlu sınav verdik. Ama Riekerink hoca, idare etme sorumluluğunun ötesinde bir performans ele aldı. İlk maçı olan kaybedilen 4-3’lük Eskişehir deplasmanında bile kenardan oyuna müdahaleleriyle ve kulübe aurasıyla, aslında öngörülü futbolseverler “o kadar da başarısız olmayacağı” mesajını almıştı ondan. Zaman içerisinde takımla olan iletişimini yükseğe çıkardığı haberleri medyaya yansımaya başladı. İhbar nedeniyle ertelenen Fenerbahçe maçıyla oluşan arayı, gece gündüz takım analizleriyle değerlendirdiği söylendi. Takım diziliminde ortaya koyduğu irade, geri dörtlüde defansif olmayan oyuncu tercihlerinden kaçınması (Beşiktaş maçında Semih Kaya’nın bek oynaması örneği), ileri hattaki yetersizliğe rağmen orayı olabildiğince motive etmesi gibi hamleleriyle “idare”den biraz daha fazla sahiplendi takımı. Ölü toprağı saçılmış takımı az da olsa canlandırınca taraftarı da arkasına aldı, kaybedilen maçlara rağmen aşırı tenkit edilmedi. Ve “antrenörlükten teknik direktörlüğe” evrilme sürecini ezeli rakibe karşı kazanılan bir kupayla taçlandırdı. Bu performansı gören taraftar da Mourinho ayarlarında bir kariyer talebinden vazgeçti ve Riekerink’i daha da sahiplendi. Şimdi Galatasaray ve Jan Olde Riekerink, yeni sezona başka bir ezeli rakibe karşı kaldırılan başka bir kupanın moraliyle giriyor. Taraftar ise 6 ay öncesine göre çok daha umutlu.

Jan Olde Riekerink, bu denli büyük bir kulübün menajerliğini ilk defa aldığında, hatırı sayılır bir yaş sahibi ve kulübün efsanesi, kült ismi, unutulmazı, canı ciğeri vs. unvanlarından çok uzak bir şekilde aldı. Ve 13 maçta 2 kupa kazanarak gerçekten takdir edilecek bir başlangıç yaptı. İşte bu takdirlik başlangıcın nedenlerini sorgularken girdim bu Hollandalılık – yöneticilik ilişkisine. Zira teknik direktörler bir futbol takımının tabir-i caizse her şeyidir ve takım kurulup onlara emanet edildikten sonra onlardan tam anlamıyla patronluk yapmaları beklenir. Patronluk yapmak herkesin malumudur ki, tecrübenin yanı sıra başka özellikler de gerektirir; liderlik ruhu, takım çalışması, doğru iletişim, yetişilen çevre vs... Riekerink’in bu kısa çaplı başarısını bu açıdan da ele alayım istedim. Zira bahsi geçen ilişkinin alanında Louis Van Gaal, Frank De Boer, Guus Hiddink son yıllarda ciddi başarılar elde ettiler. Johan Cruyff’un günümüz Barcelona’sının temellerini attığını ve bunu yaptığı süreçte kulübü Şampiyonlar Ligi şampiyonluğuna taşıdığını unutmayalım. Fenerbahçe de benzer bir analiz gerçekleştirmiş olacak ki, tabii Hollandalı oyuncularının varlığının da etkisiyle, Hollandalı Advocaat’ı teknik patronluğa getirdi. İki sene önce EURO 1988’in kupa alan Hollanda takımının oyuncusu Jan Wouters, kariyerinde Ajax teknik direktörlüğü yapmış biri olarak; Riekerink ile benzer şekilde Kasımpaşa’da altyapı direktörlüğünden ani bir şekilde takımın başına getirilmişti ve Kasımpaşa takımının oyununda ciddi farklılıklar gözlemlemiştik. Ama nefesi yetmemişti, ayrı tabii. 3 maçlık bir vadesi oldu Kasımpaşa’da. Şimdi Feyenoord yardımcı antenörlüğü yapıyor.

Gazetemsi portalında ilk yazımda Riekerink’in başarı analizi üzerine bir deneme yaptım. Teknikten uzak, biraz sebep sonuca dayalı bir yazı oldu. Kusurumuz olduysa affolsun. Yeni yazılarda görüşmek üzere.


(Yazıdaki görseller, Galatasaray'ın resmi twitter adresi @GalatasaraySK'dan alınmıştır.)

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.