Amen

Volkan Levent Soylu 04.09.2016

Amen, 2. Dünya Savaşı sırasındaki Yahudi katliamına sadece Kilise'nin değil, başka ülkelerin ve insanların da tepkisiz kalışını anlatıyor.

Tarihi okulda bize öğretildiği şekilde “Türklerden korktular Çin Seddi’ni yaptılar”, “Normalde kazanacaktık ama şöyle böyle oldu”, “Aslında bilmem kimlerin atası biziz” kıvamından çıkıp farklı kişilerin gözünden, farklı kaynaklardan okuduğunuzda bir şeyin farkına varıyorsunuz: Yüzyıllar geçse de işler pek değişmiyor. Sebebi basit. Devletler, devlet altı kurumlar, diplomasiler, toplumsal algılar ve tüm bunları harmanladığımızda kaçınılmaz olarak ortaya çıkan şey: Çıkarlar. Çıkar gözetmek doğal bir refleks gereği değişmiyor. Çıkar tabii çok sokak tadında bir kavram. Tarihin bize sunduğu yüzlerce yıllık çizgide şu yatıyor: Tüm savaşlar, barışlar, antlaşmalar, güdülen politikalar, hepsi kendi gücünün faydası için olan şeyi sürdürme gayretinin gölgesinde gerçekleşiyor.

Amen’de gördüğümüz şey bu. Dediğim gibi, tarihsel süreçlere baktığımızda konu barış olunca oldukça zararsız, naif gelen bu ‘çıkar’ meselesi, işin rengi değişse de tarihsel geçerliliğinden pek bir şey kaybetmiyor. Filmin gerçek olaylara dayanması, altında yatan bu meseleyi daha gerçekçi ve ne yazık ki acı kılan şey zaten.


Dezenfeksiyon ve arıtma konusunda uzman olan Kurt Gerstein, o zamana kadar yaptığı şeyin sadece orduya ve ülkesine bir katkı olduğunu düşünen, işinde başarılı ve takdir gören bir SS subayıdır. Bir süre sonra ülkeden ve o sırada işgal altında olan Polonya’dan toplanan Yahudilerin işçi kamplarına değil, ölüme gönderildiğini ve bu konuda kendi geliştirdiği projelerin önemli yer tuttuğunu fark eder. Zamanla gelişen olaylar sonucu yolu, Vatikan’ın ve dönemin yetkililerin aynı konuda kafasını kuma gömer misali bir tavır almaktan öteye gidemeyen tepkilerini gördükçe kahrolan idealist Cizvit rahibi Riccardo Fontana ile kesişir. İkisini bu yolda birleştiren şey, gerçeği bilmenin verdiği sorumluluğu üstlenmeleri ve daha da önemlisi geleceklerinin, vatanlarının da önüne geçen vicdanlarıdır.


“Bu cehennemde Tanrı’nın gözleri olacağım.”

Filmin mesajı net. Tarihsel bir gerçeği sinemada pek görmediğimiz bir açıdan, kilise açısından veriyor ve gerçeği eleştiriyor. Filmin bu konuda tek taraflı olmayışını sevdim. Eğer diyalogları, atılan lafları hakkını vererek dinlerseniz Vatikan’ın, Naziler'in, Nazi olmayan Almanlar'ın ve Amerikalılar'ın soykırım meselesini üzerine almamak ya da abartmamak için ettiği binbir lafı gösterirken, yönetmen Costa-Gavras’ın her birine eşit mesafede durduğunu görmek mümkün. Çünkü diyaloglar arasında görülüyor ki, hepsinin bu sessizlikten bir çıkarı var. Zamanında kötü yanı olarak “diğer soykırım filmleri kadar vurucu olmaması” vurgulanan filmin konusu yüzünden önce kilisenin Vatikan’da çekime izin vermediğini, gösterime girdiği vakit de afişlerin çeşitli dindar gruplarca yasaklanmaya çalışıldığını falan belirtsem yeter sanırım. Demek o kadar da az vurucu değilmiş.

Kurt ve Riccardo’nun çevrelerindeki kimsenin yapmadığı şeyi yapması (üstelik olanları kendileri gibi görmelerine rağmen), zarar göreceklerini bilmelerine karşın sadece vicdanlarını dinleyerek tüm şanslarını zorlaması bir yandan da insanı düşünmeye itiyor. Film biter bitmez kafamda iki şey belirdi: Eğer dünya politika sahnesinde hiçbir malzeme üretmiyorsa, binlerce insanın hayatı, bundan yüzlerce yıl önce olduğu gibi bugün de önemsiz. Daha da kötüsü, biz de filmin giriş sahnesinde (ki aslında çok vurucu bir sahne) vurgulandığı gibi çaresiz, tepkisiziz (değiliz diyen var mı?). Tersten söylemek gerekirse, bizim kırmızı çizgilerimize müdahale edildiği sürece insani konulara duyarlıyız. Sonrasında duyarlılığımız azalıyor ve kendi derdimize düşüyoruz. Öyle olmaya itiliyoruz ya da içten içe bunu seçiyoruz. Hangisi daha baskın bilmiyorum ama Amen filmi, hiçbir zaman o şekilde hissettirmese de insanlığın (bizim) bu yönünü (yönümüzü) deşifre edişiyle, bir ayna gibi bizi bize göstermesiyle acıklı olduğu kadar da karanlık, kasvetli, kötü bir fim.

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.