Alışveriş Hastalığına Dur Demenin Yolları

Ece Soylu 24.05.2016

Alışveriş, bir döneme kadar moral bozukluğuna iyi gelen masum bir kaçamak olarak bakabildik kendisine. Şimdi ise kurtulamadığımız bir modern dünya hastalığına dönüştü.

Estetiğe ve görünüşe duyduğumuz meraktan mı ya da para harcamanın getirdiği psikolojik etkiler mi bilemiyoruz; ancak alışveriş yapmak masum bir moral düzeltme aracı olmaktan çıkıp ciddi boyutlara varan bir hastalığa dönüştü.

Özellikle kadınların aklını başından alan bir konu alışveriş. Temelinde ihtiyaca dayalı bir sistemi olması gereken, ancak günden güne gereksiz tüketimin karşılığı olmaya başlamış bir kavram. Bir döneme kadar moral bozukluğuna iyi gelen masum bir kaçamak olarak bakabildik kendisine. Şimdi ise kurtulamadığımız bir modern dünya hastalığına dönüştü.


Kadınları çılgınlar gibi alışveriş yapmaya iten sebepler neler peki ?

İlk faktör, tüketimin mutluluk getirmesi. Bir şeylere sahip olmak tatmin duygusu yaratıyor, dolayısıyla kısa süre de olsa mutluluk duyuyoruz. Aldığımız şeyin büyüklüğüne veya bizim biçtiğimiz değere göre mutluluğun süresi değişse de o serotonin damarlarımızda akmaya başlıyor bir kere. Mutluluğa duyduğumuz açlığın arttığı şu dönemlerde, aynı hızla alışverişe olan bağımlılığımız da artıyor. Bu noktada popüler kültürün teşvikini de göz ardı etmemek gerekiyor. Firma reklamları basit bir tanıtım amacı gütmeyi çoktan bıraktı, her reklam fragman tadında çekiliyor artık. O ürüne sahip olduğumuzda kendimizi özel hissedeceğimize dair bir izlenime kapılıyoruz. Önce o ürüne ihtiyacımız olduğuna inanıp sonra da onu arzuluyoruz. Hemen hemen her firmanın aynı stratejiyi uyguladığını düşünürsek, ihtiyaçlarımız(!) da arzularımız da bitmek bilmiyor bir türlü. İnternetten alışveriş olayını da unutmamak gerek. Bir tık mesafesinden sayısız ürünü kapımızın önüne getirtebiliyor oluşumuz, üründen çok o lüksü satın almaya teşvik ediyor. İnternette gezdiğimiz her sayfayı süsleyen indirim reklamları da aklımızı çelmek konusunda iyi iş çıkartıyor. Hal böyle olunca, çığ gibi büyüyen bir alışveriş hastalığının kucağında bulduk kendimizi.

Nedenlerinin farkında olalım ya da olmayalım, kendimizi içinden çıkaramadığımız bu çılgınlığa dur demek için birkaç basit yöntem uygulayabiliriz:

1. Deneyimlere para harcayın.

Dolabınızı dolduracak bir elbisedense, küçük bir hafta sonu kaçamağı için para harcayın. Yapmak istediğiniz şeylerin, görmek istediğiniz yerlerin bir listesini çıkartın. Alışverişe çıkmadan önce o listeye göz atın. Hayalini kurduğunuz deneyimleri yaşamak mı, yoksa bir hafta sonra dönüp bakmayacağınız yeni elbisenize tonlarca para dökmek mi daha cazip geliyor, siz seçin. Bu noktada fedakarlık etmekten de kaçınmayın; bazen bir hayalinize ulaşmak için, bir elbiseden daha fazlasından feragat etmeniz gerekebilir. Yine de sabırlı olun, ne olursa olsun bir hayalinizi gerçekleştirmenin verdiği mutlulukla, sadece bir eşyaya sahip olmanın verdiği mutluluk bir olmayacaktır. Ayrıca paranızı bir amaç uğruna harcadığınızı hissetmek de ayrı bir tatmin duygusu yaratacaktır.


2. Alışveriş algınızı değiştirin.

Alışverişin temeline tatmini değil, ihtiyacı oturtun. Olaylardan aldığımız hazzı etkileyen en önemli şey, onlara yüklediğimiz anlamlar. Eğer alışverişi, size özel ve mutlu hissettiren bir araç olarak görmeye devam ederseniz, her mutsuz olduğunuzda aklınıza ilk gelen şey olmaya devam edecektir. Oysa alışverişin sadece ihtiyaç karşılamanın basit bir yolu olduğunu düşünürseniz, susadığınızda su içip hayatınıza devam etmek kadar olağan bir hale getirebilirsiniz. Mutlu olmaya ve kendinizi tatmin etmeye çalışırken de maddesel şeylerden çok sosyal ilişkilerinize ve deneyimlerinize ağırlık verin. Alışverişten çok daha fazla mutluluk getirdiğini göreceksiniz.

3. Kredi kartı kullanmayın.

Çok zor, biliyoruz, ancak alışverişi ihtiyaç mantığına oturtmak için mükemmel bir yol. Nakit alışveriş yapmaya başladığınızda, para harcarken bir daha düşünürüz. Kredi kartlarıyla alışveriş yaparken, sanki biz ödemeyecekmiş gibi hissederiz. Ay sonu gelen faturaya baktığımızda ise fal taşı gibi açılan gözlerimiz, fütursuzca harcarken hissettiğimiz mutluluğu “nasıl ödeyeceğim?” kaygısına dönüştürüyor. (Tamamen kredi kartlarından kurtulmanız mümkün gözükmüyorsa, en azından sayısını teke indirip limitini azaltarak işe başlayabilirsiniz.)


4. Ad-block kullanın.

Özellikle internet alışverişlerine ve indirimlere karşı koyamayanlardansanız, ad-block uygulamasını kullanabilirsiniz. Ad-block, internet sayfalarındaki reklamları görmenizi engelleyen bir uygulama. Böylece aklınızı çelecek reklamlardan uzak durabilirsiniz.

5. Destek alın.

Her şeyi denediniz, ancak hala alışveriş hastalığından kurtulamadıysanız destek almayı deneyebilirsiniz. Gerek arkadaşlarınız, gerekse profesyonel biriyle yapacağınız görüşme size kendi kendinizi ikna etmeye çalışmaktan daha faydalı olabilir. İlk adım olarak konuyu yakın çevrenizle paylaşmayı deneyebilirsiniz. Özellikle bu konuda kendine hakim olmayı başarabilen arkadaşlarınızla konuşmanız size fayda sağlayabilir.


Ece Soylu


Estetiğe ve görünüşe duyduğumuz meraktan mı ya da para harcamanın getirdiği psikolojik etkiler mi bilemiyoruz; ancak alışveriş yapmak masum bir moral düzeltme aracı olmaktan çıkıp ciddi boyutlara varan bir hastalığa dönüştü.

Özellikle kadınların aklını başından alan bir konu alışveriş. Temelinde ihtiyaca dayalı bir sistemi olması gereken, ancak günden güne gereksiz tüketimin karşılığı olmaya başlamış bir kavram. Bir döneme kadar moral bozukluğuna iyi gelen masum bir kaçamak olarak bakabildik kendisine. Şimdi ise kurtulamadığımız bir modern dünya hastalığına dönüştü.


Kadınları çılgınlar gibi alışveriş yapmaya iten sebepler neler peki ?

İlk faktör, tüketimin mutluluk getirmesi. Bir şeylere sahip olmak tatmin duygusu yaratıyor, dolayısıyla kısa süre de olsa mutluluk duyuyoruz. Aldığımız şeyin büyüklüğüne veya bizim biçtiğimiz değere göre mutluluğun süresi değişse de o serotonin damarlarımızda akmaya başlıyor bir kere. Mutluluğa duyduğumuz açlığın arttığı şu dönemlerde, aynı hızla alışverişe olan bağımlılığımız da artıyor. Bu noktada popüler kültürün teşvikini de göz ardı etmemek gerekiyor. Firma reklamları basit bir tanıtım amacı gütmeyi çoktan bıraktı, her reklam fragman tadında çekiliyor artık. O ürüne sahip olduğumuzda kendimizi özel hissedeceğimize dair bir izlenime kapılıyoruz. Önce o ürüne ihtiyacımız olduğuna inanıp sonra da onu arzuluyoruz. Hemen hemen her firmanın aynı stratejiyi uyguladığını düşünürsek, ihtiyaçlarımız(!) da arzularımız da bitmek bilmiyor bir türlü. İnternetten alışveriş olayını da unutmamak gerek. Bir tık mesafesinden sayısız ürünü kapımızın önüne getirtebiliyor oluşumuz, üründen çok o lüksü satın almaya teşvik ediyor. İnternette gezdiğimiz her sayfayı süsleyen indirim reklamları da aklımızı çelmek konusunda iyi iş çıkartıyor. Hal böyle olunca, çığ gibi büyüyen bir alışveriş hastalığının kucağında bulduk kendimizi.

Nedenlerinin farkında olalım ya da olmayalım, kendimizi içinden çıkaramadığımız bu çılgınlığa dur demek için birkaç basit yöntem uygulayabiliriz:

1. Deneyimlere para harcayın.

Dolabınızı dolduracak bir elbisedense, küçük bir hafta sonu kaçamağı için para harcayın. Yapmak istediğiniz şeylerin, görmek istediğiniz yerlerin bir listesini çıkartın. Alışverişe çıkmadan önce o listeye göz atın. Hayalini kurduğunuz deneyimleri yaşamak mı, yoksa bir hafta sonra dönüp bakmayacağınız yeni elbisenize tonlarca para dökmek mi daha cazip geliyor, siz seçin. Bu noktada fedakarlık etmekten de kaçınmayın; bazen bir hayalinize ulaşmak için, bir elbiseden daha fazlasından feragat etmeniz gerekebilir. Yine de sabırlı olun, ne olursa olsun bir hayalinizi gerçekleştirmenin verdiği mutlulukla, sadece bir eşyaya sahip olmanın verdiği mutluluk bir olmayacaktır. Ayrıca paranızı bir amaç uğruna harcadığınızı hissetmek de ayrı bir tatmin duygusu yaratacaktır.


2. Alışveriş algınızı değiştirin.

Alışverişin temeline tatmini değil, ihtiyacı oturtun. Olaylardan aldığımız hazzı etkileyen en önemli şey, onlara yüklediğimiz anlamlar. Eğer alışverişi, size özel ve mutlu hissettiren bir araç olarak görmeye devam ederseniz, her mutsuz olduğunuzda aklınıza ilk gelen şey olmaya devam edecektir. Oysa alışverişin sadece ihtiyaç karşılamanın basit bir yolu olduğunu düşünürseniz, susadığınızda su içip hayatınıza devam etmek kadar olağan bir hale getirebilirsiniz. Mutlu olmaya ve kendinizi tatmin etmeye çalışırken de maddesel şeylerden çok sosyal ilişkilerinize ve deneyimlerinize ağırlık verin. Alışverişten çok daha fazla mutluluk getirdiğini göreceksiniz.

3. Kredi kartı kullanmayın.

Çok zor, biliyoruz, ancak alışverişi ihtiyaç mantığına oturtmak için mükemmel bir yol. Nakit alışveriş yapmaya başladığınızda, para harcarken bir daha düşünürüz. Kredi kartlarıyla alışveriş yaparken, sanki biz ödemeyecekmiş gibi hissederiz. Ay sonu gelen faturaya baktığımızda ise fal taşı gibi açılan gözlerimiz, fütursuzca harcarken hissettiğimiz mutluluğu “nasıl ödeyeceğim?” kaygısına dönüştürüyor. (Tamamen kredi kartlarından kurtulmanız mümkün gözükmüyorsa, en azından sayısını teke indirip limitini azaltarak işe başlayabilirsiniz.)


4. Ad-block kullanın.

Özellikle internet alışverişlerine ve indirimlere karşı koyamayanlardansanız, ad-block uygulamasını kullanabilirsiniz. Ad-block, internet sayfalarındaki reklamları görmenizi engelleyen bir uygulama. Böylece aklınızı çelecek reklamlardan uzak durabilirsiniz.

5. Destek alın.

Her şeyi denediniz, ancak hala alışveriş hastalığından kurtulamadıysanız destek almayı deneyebilirsiniz. Gerek arkadaşlarınız, gerekse profesyonel biriyle yapacağınız görüşme size kendi kendinizi ikna etmeye çalışmaktan daha faydalı olabilir. İlk adım olarak konuyu yakın çevrenizle paylaşmayı deneyebilirsiniz. Özellikle bu konuda kendine hakim olmayı başarabilen arkadaşlarınızla konuşmanız size fayda sağlayabilir.


Ece Soylu


BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.