Acil Servis: Şirinlikten Çok Uzakta

İnci Vardar 22.07.2016

Biber doğrarken eli yandığı için gelen mi ararsın, bir yıldır bacağı ağrıyan ama yine de acil servise gelen mi ararsın...

Doktor Seza, genç bir pratisyen hekim. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde aldığı eğitimin ardından mecburi hizmetini İstanbul'un biraz dışında, nispeten sakin bir devlet hastanesinin acil servisinde yapmaya başladı. Gelecek yıl mecburi hizmeti tamamlanacak, meşakkatli bir TUS'a hazırlanma süreci başlayacak, alanını seçtikten sonra da hayatına uzman hekim olarak devam edecek.

Sohbetimiz hayli keyifli ve şaşırtıcı geçti. Hiç beklemediğim bilgiler aldım. Bunlardan biri, Türkiye'de "doktor hanım" kavramının pek oturmamış olması. Seza, çoğu hastası için "hemşire hanım" veya "doktor bey". Bakan herkesin ilk andan itibaren Seza'nın kadın olduğunu anlaması, ona doktor bey diye hitap edilmesine engel değil.

Her meslekte, sistemsel problemlerin dışındaki zorluklardan biri insanlarla uğraşmak; ancak Seza'nın durumu, doktor olmayan birinin pek de tahmin edebileceği gibi değil. Nüfusu kışın 150.000, yazın 500-600.000 civarında, dolayısıyla hasta sayısı da İstanbul'daki herhangi bir devlet hastanesine göre oldukça az olan bu hastanede bile 2 acil servis doktoru, günde 550-600 hastayla ilgileniyor. Her hastaya maksimum 2-3 dakika ayırabiliyorlar. Onlarla birlikte hastanenin çeşitli noktalarında bulunan 7-8 güvenlik görevlisi, aynı sayıda ve farklı görevleri olan hemşireyle birlikte çalışıyorlar.

Yaşadıkları en büyük iki sorun için de hasta yakınlarının tavırları ve acil servise gelenlerin, aslında acil bir durum yaşamıyor olmalarını sayabiliriz.

Acil Servis: Şirinlikten Çok Uzakta

- Ne kadar zamandır doktorluk yapıyorsun Seza?

- Okulda az çok başlamıştım. Son sene intern'lükle geçiyor, branşları dolaşıyorsun. Pek doğrudan tanı-tedavi değil de daha çok asistan doktorlara yardımcılık gibi oluyor. Sonra da acil serviste bire bir hastalarla çalışmaya başladım.

- Günde ortalama kaç hastayla ilgileniyorsun? Bir günün nasıl geçiyor orada?

- Bizim acile günde 550-600 hasta geliyor. İki doktoruz. Bazen, ayda 3-4 gün gibi, üç doktor oluyoruz. 2 saatlik shift'ler halinde çalışıyoruz. Ama bu bizim hastanenin aciliyle ilgili bir şey, tüm hastanelere genellemek yanlış olur. Yani 9-11 arası aktifte ben varım mesela, hastalarla birebir ben ilgileniyorum. Üç çeşit hasta var. Yeşil, sarı ve kırmızı alanlar olarak geçiyor. Yeşil alandaki hastalar o kadar acil değil; boğaz ağrısı, boyun tutulması gibi. Sarı alan biraz daha acil durumlar, kırmızı alan da zaten direkt kalbi durmuş, solunumu durmuş hastalar. O iki saat içinde ne renk hasta gelirse, hepsi benim. Sayısı ve türü değişiyor, şansına yani. Sonra o iki saat bitiyor, diğer doktor aktife geçiyor. 11-13 arası da baktığım hastalarla ilgileniyorum. Tahlilleri çıkıyor, takip edilecekse ediyorum, bir uzmana danışılacaksa ona danışıyorum... Yani artık o hastalar için ne yapmak gerekiyorsa onlar yapılıyor. Sonra yine aktife geçiliyor. Bu şekilde bütün gün geçiyor. Gece nispeten daha rahat bölünüyor, 4 saatlik shift'lere ayırabiliyoruz. Ama gün içinde bir hastaya maksimum ayırabileceğin dakika sayısı 2 ya da 3'ü geçmiyor.

Acil Servis: Şirinlikten Çok Uzakta

"Acil servisi kullanmayı bilmiyorlar."

- Genellikle nasıl hastalar geliyor peki?

- Tamamen şansa bağlı. Gerçekten acil durumu olanlar da geliyor ama acile gelmemesi gerekenler de çok fazla. Böyle 20-30 yaşında genç insanlar güneş yanığı için acile gelebiliyor mesela. Böyle gencecik insanların saçma sebeplerle acile gelmesi, beni onlar adına çok utandırıyor. Ya da teyze pazardan elinde domatesleriyle biberleriyle geliyor, "Başım ağrıyor bir iğne vur" diyor. Acil servisin müdavimi olmuş. En saçması, "Bir yıldır bacağım ağrıyor" diye acile gelen de var. Çok acayip bir tane vardı, acı biber doğruyormuş evde, parmak uçlarım çok yandı diye geldi. "Ocakta yemeğim var, beni önce al" diyor. Aile hekimi de bizimle aynı işi yapıyor, hatta orada uzmanlar da var ama insanlar acile geliyorlar işte. Sonra o kalabalıkta beklediği için sinirleniyor bir de. Halsizlik nedeniyle acil servise gelirsen beklersin tabii.

- Beklerken sinirlenen hasta çok sorun çıkarıyor mu?

Hasta genellikle sorun çıkarmaz. Asıl sorun hasta yakınları. Bazıları çok saygısız. Taleplerle geliyorlar. Film çektirmeye geldik diyorlar mesela ama hiç gerek yok. Gereksiz tetkikler yaptırmaya çalışıyorlar ve senin profesyonel görüşünü sormuyorlar bile. Zaten kendi fikri var, sen onu yapacak mısın diye sormaya gelmiş.

- Bir özel hastanede olmuyor tabii böyle?

Olmuyor tabii. Müşteri memnuniyeti önemli orada.

- Ücretli de tabii.

Eh, tabii, öyle her istediklerini yaptıramıyorlar. Tabii yeşil alan hastasıysa. Kırmızı alandaysa ekstra ücret çıkmıyor.

"Bakmak istemeyeceğim bir hasta türü yok ama konuşmak istemeyeceğim çok hasta yakını var."

- Senden ne istiyorlar?

Dişim ağrıyor, antibiyotik yaz. Ben hap yutamıyorum, iğneden korkuyorum, serum tak. Instagram'a koyacak çünkü. Adam geliyor, sırasına aldırmadan "Alt tarafı ilaç yazacaksın, beni öne al yaz işte" diye sinirleniyor. Anneler çok garip mesela. Çocuğun ateşi çıkmış, getiriyor, şunu şunu yapacağız diyorsun, yok. Bunu yapalım? Yok. Başka bir şey istiyor ve onu yaptıracak. Yaptıramazsa seninle kavga ediyor. "Ben anneyim, üç çocuk büyüttüm" yapıyor. Kesinlikle senin bilgini hesaba katmıyor. Herkesin, her konuda fikri var. Bir de işe gitmemek için sabahın sekizinde "Dişim ağrıyor, rapor ver" diye gelen de var. Öyle durumlarda sadece ağrı kesici iğne yapabileceğimizi ve diş hekimine gitmesi gerektiğini söylüyoruz, "Ne biçim hastane burası" diye küfür ede ede gidiyor.

- O çok duyduğumuz doktora şiddet durumlarıyla karşılaştın mı hiç?

Her gün en az 2-3 tane sinirlenip küfür eden oluyor ama üzerime yürüyen hasta yakınıyla sadece bir kez karşılaştım. 112'yle geldi, şimdi tıbbi terimlere hiç girmeyeceğim, hastanın lehine olan bir şey konusunda ambulans görevlisiyle tartışıyorum. Orada hastayı savunuyorum yani. Sonra getiren kişi gitti, biz hasta ve yakınıyla kaldık baş başa. Adam orada bir tiyatro gördü ya, bir şey de anlamadı, başladı bana sayıp sövmeye...

- Sen haksızsın, çünkü 112'nin elemanı daha çok bağırıyor...

Aynen öyle. Ya, diyorum, ben seni savunuyorum, yok. Üstüme yürümeye başlayınca güvenlik dışarı çıkardı, oradan hala sesler geliyor. Tekrar içeri geldiler, güvenlik yine adamı sakinleştirmek için başka yere götürdü falan, bu arada biz de tutanak tutuyoruz. Ben neler olduğunu görmedim o sırada, daha sonra kameradan izledim, iki kişi zor tutmuş. Yapabilse, yumruğu indirecek. Babası öyle yapınca hasta da birden ayaklandı zaten, adamı sakinleştirip uzaklaştırmaya çalıştı. Tabii İstanbul'da olaylar çok daha kolay kavgaya dönüşebiliyor.

Acil Servis: Şirinlikten Çok Uzakta

"Kendisini bir gün ağırlamak isteriz."

- Oysa hastaneler çok şirin yerler olmuş, Başbakan öyle diyordu.

- Haha... Kendisini bir gün ağırlamak isteriz bizim acilde. Ki bizim acil İstanbul'dakilere göre çok rahat. Buna rağmen tam bir kaos var. Aslına bakarsan hiçbir şirinleşme yok. Günden güne herkesin psikolojisi bozuluyor. Sürekli bir olay yaşıyorsun. Sürekli insanlarla karşı karşıya geliyorsun. İşin kötüsü, insanların bir şikayeti olduğunda, ki sürekli oluyor, konuşabildikleri en yüksek makamdaki insan oradaki doktor. Mesela hastanede az yatak olmasından tut, sıra beklemesine kadar her şeyi sana yansıtıyor. Yüzüne bir de, aranda hiçbir mesafe olmadan bağırıp çağırabiliyor.

- Kız bakmaya geliniyormuş oysa?

- Ona inanırım bak. Ben bizzat karşılaşmadım ama muhabbet etmeye gelen teyzelerin amacı bu olabilir. Çok tatlı insanlar geliyor. "Ay ne güzel, genç doktor, güler yüzlü de hem," diyor, yanındaki eşine gösterip "Bizim Hatice'ye benzemiyor mu?" diye soruyor. "Seni çok sevdim ben, gel bir sarılayım" diyenler var. Ama gerginlik olacağına bunlar olsun tabii.

- Herkes de gerginlik çıkarmıyordur herhalde.

- Herkes değil tabii. Kibar insanlar da var. Nazikler, teşekkür ediyorlar. Böyle şeyler iyi hissettiriyor. Ama 24 saatin çok cüzi bir kısmında gerçekten faydalı hissediyorsun. Onun dışında insanlara laf anlatmaya çalışıyorsun. Bir de "Sizin maaşınızı biz veriyoruz" diyenler delirtiyor beni. Yani bu iş senin verdiğin üç kuruş vergiyle mi dönüyor sanıyorsun? O vergiyi verdiğin için beni bu kadar zorlamaya hakkın olduğunu mu düşünüyorsun?

Acil Servis: Şirinlikten Çok Uzakta

"Bir insan 24 saatte bu kadar çok insan görmemeli."

- Bizim hastanede çok güzel bir şey var. Güvenlikler de asıl işleri bu olmadığı halde hastalarla çok ilgileniyorlar. Hasta numaralarına göre 264 gelsin falan diye çağıranlar güvenlikler hep. Buna rağmen hasta "Benim sıramdı, önce başkasını aldın" diye sorun çıkarabiliyor. Böyle bir şeyin olması imkansız. Çağırılan kişi sarı alansa ve bekleyen kişi yeşil alansa bekleyecek tabii. Yeşil alan bu demek. Senden öncelikli olanlar varsa, gerekirse beş saat bekleyeceksin orada. Sanki bunun sorumlusu bizmişiz, onlarla ilgilenmek yerine çay içiyormuşuz gibi davranıyorlar. Sonra başlıyor, "Benim hastam ölsün mü?" En çok sorulan bu. Neyi var diyorum senin hastanın?

- Boğazı ağrıyor...

- Aynen öyle! Hali yok, yerinde duramıyor. Neden yerinde duramıyor? Öksürüyor. Bu şikayetle biraz daha bekleyebilirsin diyorsun, bağırmaya başlıyor. Bizim hastamız ölsün mü, ölünce mi alacaksınız? Eh, ama orada gerçekten de ölüm riski taşıyan hasta var, öncelik öyle bir şey. Sanki birileri sürekli onlara kazık atmaya çalışıyor, hakkını yiyor gibi davranıyorlar. Yok öyle bir şey oysa.

- Sadece müthiş bir kalabalık var...

- Öyle gerçekten. Daha merkezi hastaneleri düşünürsen durum çok daha vahim. Bir insan 24 saatte bu kadar insan görmemeli. Hem insanlara sürekli laf anlatmaya çalışmanın stresi var hem de çok hasta bakınca hata yapma ihtimali ister istemez artıyor. O 2-3 dakikaya hasta sığdırmak için kafamda bir logaritma oluşturmam gerekti. Vardır ya öyle "Durum şu mu? Evet. Bu var mı? Hayır. Durum şuysa buraya git, öyleyse bunu yap" gibi çizelgeler. Kafa öyle otomatiğe alıyor bir yerden sonra. Yine de burası İstanbul'daki bir hastane gibi değil. Burada boğaz ağrısı için gelen bir saat bekliyorsa, Esenyurt'ta üç saat sürebiliyor.

Acil Servis: Şirinlikten Çok Uzakta

- Öğrenciyken hiç böyle bir şey beklemiyordun değil mi? Hayaller ve hayatlar...

Beklediğim şeyle, hatta Edirne'de aldığım eğitimle çok farklı bir ortamdayım kesinlikle. İlk yapılacak şey, hastanın anamnezini almak; yani tedaviye başlamadan önce sorulması gereken tüm soruları sorup şekeri, alerjisi, vs. var mı öğrenmek. Hocalarımız bize böyle öğretti ama hiç kimse bize demedi ki bunun için bir buçuk dakikan olacak, her şeyi sorgulaman için bazen bir dakikadan az süren olacak. Bunlar çok ciddi şeyler yani. Kaçırdığın noktalar olabilir. Hayati bir şey olmaz belki ama yine de... Bizim orada bulunuş amacımız hasta iyileştirmek yerine makineleşmek, sistemin yürümesini sağlamak oluyor. Hiçbir şeye hakkını veremiyorsun. Doktor olarak bunu istiyorsun ama saatte 40 hasta falan bakarken olacak iş değil. Kim böyle bakılmak ister ki? Doktora gittiğinde sana düzgün bakılmasını istersin, doktor olarak biz hastamıza doğru düzgün bakmak isteriz. Ama kafada daaat daaat daaat diye alarm çalmaya başlıyor bu hastayı sonlandır diye.

- Çözüm ne olabilir peki?

- Her şey için acile gidilmeyeceğini bilmek gerekiyor. İnsanlar bu zihniyete nasıl geldi anlamıyorum. Çocuğunu araştırma hastanesine götürmüş, her şey yapılmış, "Bir de size geleyim dedim" diye acile getiriyor. İnsanlar o kadar farkında değil ki acil servis nedir, ne için kullanılır... O kadar buraya yönlendirme var ki! Açıklamalar "Acil servis çok şirin bir yer oldu, herkes gidiyor" şeklinde. Ya senin, bunun tam tersini söylemen gerekiyor. Kamu spotu yapılıyor ya 112'yi durup dururken arayıp meşgul etme diye; çok güzel o ama bunun için de yapılsa ya. Acil servise neden gelinmesi gerektiği anlatılmalı. Nerede kim çalışır, ne iş yapar, kimsenin fikri yok. Poliklinikte yer bulamıyor, acil servis 24 saat açık diye buraya geliyor. Bu konuda da hiçbir şey yapılmıyor, aksine acile gitmek çok güzel bir şeymiş gibi teşvik ediliyor. Her şeyden önce bu düzeltilmeli, acil servise hangi durumlarda gidileceği anlatılmalı.

- Umarım buradan yetkili bir kulağa ulaşır da en azından konuyla ilgili kamu spotu yapılır. Hayli bilgilendirici bir sohbet oldu. Teşekkür ederim.

- Ben teşekkür ederim.

BU YAZARDAN

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bu habere henüz site içi yorum yazılmamış.

Gazetemsi
Facebook'ta takip et Twitter'da takip et Youtube'da takip et Instagram'da takip et

©2016 Gazetemsi.com. Her hakkı saklıdır.